Beden Dismorfik Bozukluk nedir?
DSM-5 tanımı: Beden Dismorfik Bozukluk (BDB), bireyin dış görünümünde başkaları tarafından fark edilmeyen ya da çok hafif olan bir kusurla aşırı uğraşmasıyla karakterize edilen bir obsesif-kompulsif ve ilişkili bozukluktur. Burada varsayılan kusur hayali de olabilir. Bu durum bireyin işlevselliğini ciddi şekilde etkileyebilir ve yoğun kaygı, depresyon ve sosyal geri çekilmeyle sonuçlanabilir.
Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından DSM-IV’te somatoform bozukluklar sınıfında yer alırken, DSM-5 ile birlikte “Obsesif-Kompulsif ve İlişkili Bozukluklar” başlığı altına alınmıştır. Bu değişiklik, bozukluğun obsesif düşünceler ve kompulsif davranışlarla olan güçlü ilişkisini yansıtmaktadır.
Belirtiler
Gerçek ya da hayali bir fiziksel kusurla aşırı uğraşma, aynaya sık sık bakma ya da aynalardan kaçınma, sürekli olarak başkalarından güvence isteme, vücut bölgesini gizlemeye çalışma (makyaj, kıyafet, aksesuar ile), karşılaştırma davranışları (kendini başkalarıyla kıyaslama), estetik cerrahiye yönelme (çoğunlukla memnuniyetsizlik devam eder), sosyal işlevselliğin bozulması (okul, iş, arkadaşlık ilişkilerinde zorlanma), görünümle ilgili bu uğraşlar, yeme bozukluğu gibi başka bir mental durumla daha iyi açıklanamaz.
Epidemiyoloji
Toplumda yaygınlık oranı %1-2 fakat dermatoloji ve plastik cerrahiye başvuran hastalarda %6-15 oranına kadar çıkabiliyor. Başlama yaşı ortalama 16’dır ve çoğunlukla ergenlik döneminde başlar. Cinsiyetler arasında görülme oranı benzer olsa da, belirtilerin ifadesi farklıdır: Kadınlar genellikle yüz, kilo ve ten görünümü üzerine yoğunlaşırken; erkeklerde saç dökülmesi, vücut kas oranı gibi konular öne çıkar.
Komorbidite
BDB, yüksek oranda başka psikiyatrik bozukluklarla birlikte görülür. En yaygın komorbiditeler şunlardır:
Majör Depresif Bozukluk (%75’e kadar), Sosyal Anksiyete Bozukluğu, Obsesif-Kompulsif Bozukluk, Yeme Bozuklukları, Madde Kullanım Bozuklukları
Ayrıca BDB hastalarının yaklaşık %30’unun yaşamlarının bir döneminde intihar girişiminde bulunduğu bildirilmiştir.
Etiyoloji
Biyolojik nedenleri: Serotonin dengesizlikleri, beyin yapılarında bozulmalar(özellikle beyindeki görsel işlemleme alanları) ve ailede obsesif-kompulsif bozukluklar ya da BDB öyküsü
Psikolojik nedenleri: Düşük benlik saygısı ,erken dönemde dış görünüşe odaklı eleştiriler, mükemmeliyetçilik eğilimleri, travmatik yaşantılar (örneğin zorbalık)
Sosyal ve kültürel nedenler: Medya ve sosyal medyada idealize edilen güzellik algısı, kültürel olarak dış görünüşe verilen aşırı önem, özellikle ergenlik ve genç yetişkinlik döneminde daha yaygın görülür.
Yapılan araştırmalara göre sosyal medya platformlarının, özellikle Instagram gibi görsel odaklı mecraların, bireylerin beden imajını olumsuz etkilediğini ve sosyal karşılaştırma davranışlarını arttırarak beden memnuniyetsizliğine neden olduğunu göstermiştir. Beden dismorfik bozukluğuna neden olan bilişsel çarpıtmalar arasında ‘’ sevilmek için güzel olmak gerekir’’ gibi otomatik düşüncelerin öne çıktığı görülmüştür. 2012’de yapılan bir araştırmaya göre, BDB ile depresif belirtiler arasında pozitif korelasyon bulmuş; yüksek BDB düzeyine sahip bireylerde intihar düşüncesi görülme olasılığının 3 kat fazla olduğunu raporlamıştır.
Beden Dismorfik Bozukluk (BDB), hem kadın hem erkeklerde görülmesine rağmen semptomların türü, şiddeti ve başvuru nedenleri cinsiyete göre belirgin farklılıklar gösterir.
Kadınlarda:
Yüz, burun, cilt kusurları, kilo ve genel güzellik algısı üzerine yoğunlaşma yaygındır.
Sosyal medyada beden karşılaştırması daha fazladır. Bu da daha fazla anksiyete ve sosyal çekilme riski doğurur. Estetik cerrahiye başvurma oranı daha yüksektir. Yeme bozukluklarıyla komorbidite daha sık görülür.
Erkeklerde:
Saç dökülmesi, boy ve kas oranı gibi “erkeksi” kabul edilen özellikler üzerinden takıntılar gelişir. “Kas dismorfisi” (bigoreksi) olarak adlandırılan bir alt tip gelişebilir. Bu kişiler sürekli spor yapar, protein takviyeleri alır ve kas hacmiyle meşgul olurlar. Erkekler çoğunlukla yardım aramaktan kaçınır, bu da tanı almayı geciktirir.
Cinsiyete özgü beden algılarının sosyokültürel kodlarla ilişkisi, BDB’nin gelişiminde belirleyicidir. Kadınlar daha çok “güzel olmalı”, erkekler ise “güçlü görünmeli” baskısı altındadır. Bu da belirtilerin odağını doğrudan etkiler.
BDB genellikle ergenlik ve genç yetişkinlik döneminde başlar. Bu dönem, kimlik gelişimi ve sosyal karşılaştırmaların yoğun olduğu bir evredir.
Ergenlerde (14–18 yaş):
Sosyal medya etkisi, akran zorbalığı, okul ortamı gibi dışsal faktörler belirleyicidir.
Kimlik oluşumu sırasında dış görünüş çok daha merkezi hale gelir.
İntihar düşünceleri ve depresyon oranı bu yaş grubunda daha tehlikeli olabilir.
Genç Yetişkinlerde (18–25 yaş):
Üniversite, iş hayatına geçiş, romantik ilişkiler gibi stres faktörleriyle beden algısı daha içselleşir. Estetik müdahalelere başvuru, sosyal medya imaj yönetimi bu yaş grubunda yaygındır.
Orta yaş ve üzeri bireylerde:
Genellikle daha az görülse de yaşlanma belirtileri (kırışıklık, saç beyazlaması) yeni kaygılar doğurabilir. Özellikle birey geçmişte bir BDB geçirdiyse yaşlanmayla bu belirtiler tekrar şiddetlenebilir.
Kültür, beden algısının biçimlenmesinde çok önemli bir role sahiptir. BDB’nin görülme oranı ve belirtilerinin türü kültürel normlara ve medya etkisine bağlı olarak değişiklik gösterir.
Batı kültürlerinde:
Medya etkisi çok güçlüdür. “Mükemmel beden” miti, özellikle kadınlar üzerinde büyük baskı oluşturur. Estetik müdahalelere erişim yaygındır, bu da BDB’li bireylerin sık cerrahi geçirmesine yol açabilir. BDB tanı oranları daha yüksek raporlanmıştır (yüksek medya takibi nedeniyle).
Doğu kültürlerinde:
Bu kültürlerde dış görünüş, aile onuru ve sosyal statü ile ilişkilendirilebilir. Özellikle Güney Kore gibi toplumlarda plastik cerrahi kültürü yaygın ve normalleştirilmiştir. Türkiye gibi ülkelerde ise geleneksel değerler ile modern medyanın çatışması, bireyin beden imajında çelişki yaratabilir.
Orta Doğu ve Güney Asya kültürlerinde:
Başkalarının değerlendirmesine dayalı “namus, aile imajı” gibi kavramlar kadın beden algısını baskılayabilir. Açık beden sergilemenin sınırlı olduğu toplumlarda BDB daha içsel yaşanabilir ve tanısı zor olabilir.
Tedavi Yaklaşımları
Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)
BDB tedavisinde altın standart yaklaşımdır.
Amaç:
Kişinin beden algısıyla ilgili çarpıtılmış düşüncelerini tanımlamak, yeniden yapılandırmak ve kaçınma, kontrol etme gibi işlevsiz davranışları azaltmaktır.
Bedenle ilgili otomatik düşüncelerin sorgulanması (“Herkes burnuma bakıyor”, “Çirkinim” vb.). Ayna karşısında aşırı kontrol davranışlarının azaltılması (ayna kullanımı, fotoğraf filtreleme). Maruz bırakma ve tepki önleme (ERP) teknikleri: Örneğin, makyaj yapmadan dışarı çıkma ve buna tolerans geliştirme. Sosyal ortamlara yeniden katılım. “Görünüm = değer” inancının sorgulanması. Ayna kullanımı üzerine yapılandırılmış müdahaleler
Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT)
Son yıllarda popülerleşen ACT, bireyin görünüşle savaşmak yerine onunla daha sağlıklı bir ilişki kurmasını hedefler.
Terapi Yaklaşımı:
“Bedenimle ilgili olumsuz düşüncelerim olabilir ama bu, değerli bir hayat yaşamamı engellememeli” anlayışı üzerine kurulur. Kişisel değerlerin farkına varılması ve bu doğrultuda hareket edilmesi (örneğin, görünüşünü beğenmese de sosyal ortamlara katılmak)
Farmakoterapi
SSRI’lar (Fluoksetin, Fluvoksamin, Sertralin) ilk basamak tedavidir.
Sanrısal belirtiler varsa atipik antipsikotikler (örn. aripiprazol) eklenebilir.
Obsesif düşüncelerin sıklığında ve şiddetinde azalma, depresif semptomlarda iyileşme, kaygı düzeyinin düşmesi gibi etkileri vardır.
İlaç tedavisi genellikle orta ve ağır vakalarda etkilidir, ancak tek başına yeterli değildir. En iyi sonuçlar, ilaç tedavisinin psikoterapiyle birlikte yürütüldüğü durumlarda görülür. Ayrıca tedaviye başlarken bireyin, “estetik değil psikolojik destek almaya” motive edilmesi önemlidir.
Diğer Müdahaleler
Grup terapisi, destekleyici bir ortam sunarak sosyal izolasyonu azaltabilir. Aile terapisi, özellikle ergen bireylerde etkili olabilir. Sosyal medya detoks programları ile görünüşle ilgili tetikleyici içeriklerin azaltılması teşvik edilmektedir.
Beden Dismorfik Bozukluk, bireyin yalnızca aynadaki görüntüsünü değil, toplumsal kabul görme arzusunu ve psikolojik dayanıklılığını doğrudan etkileyen çok boyutlu bir bozukluktur. Cinsiyet, yaş, kültürel bağlam gibi demografik değişkenler, bu bozukluğun nasıl ilerleyeceğini belirler. Bu nedenle:
Klinik müdahaleler bireyselleştirilmiş ve kültürel olarak duyarlı olmalıdır. Sosyal medyada görünüm baskısını azaltacak dijital medya okuryazarlığı çalışmaları yapılmalıdır. Eğitim kurumlarında gençlere yönelik beden farkındalığı ve özgüven temelli psiko-eğitimler yaygınlaştırılmalıdır. Sağlık politikalarında sadece estetik müdahaleyi değil, estetik başvurunun altında yatan psikolojik gerekçeleri sorgulayan bir yaklaşım geliştirilmelidir.
Ceylin Kaçar